Çocuk Edebiyatı Hikayeler Dede Korkut Hikayeleri Bamsı Beyrek Destanı 2 | Dede Korkut Hikayeleri Oku

Bamsı Beyrek Destanı 2 | Dede Korkut Hikayeleri Oku

0
353

Bamsı Beyrek, Bamsı Bey, Bamsı, Bamsı Beyrek kimdir? Dede Korkut hikayeleri Bamsı Beyrek Destanı… Sizler için Dede Korkut Hikayelerinin en çok merak edilen destanlarından Bamsı Beyrek’i derledik. Bamsı Beyrek Destanı 2 Bölüm…

Bamsı Beyrek Destanı 2

Bamsı Beyrek Destanı 2

Bamsı Beyrek Destanı birinci bölüm okumak için tıklayınız!

Bamsı Beyrek Destanı 2

Babası, söyledi:

“Oğul, sen kız değil, güçlü bir yardımcı istersin. Anladım şunu ki, senin dediğin kız, Pay Piçen Bey’in kızı Banu Çiçek Hatun olmalı.”

“Evet!” dedi oğul.

Ak sakallı babası, dedi:

“Banu kızın bir kardeşi var. Adı Deli Karçar, kız isteyeni öldürür.”

Oğlan, “Peki, bir çare öyleyse, baba!” dedi.

Pay Püre Bey, akıl danışmak istedi. Oğuz’un kocalmışlarını, ulu kişilerini evine topladı. Görüştüler, Dede Korkut’un kızı istemesini dilediler. Dede Korkut kabul etti. Keçi başlı ve kotlu başlı iki kara aygırı bulup getirdiler. Bunu Çiçek Hatun’un kardeşi üstüne varırsa, kaçmak için getirdiler. Birini alırsa, atın biriyle yurduna dönecekti. Dede Korkut, atların birini yedeğine alıp, ötekine bindi.

“Hepinizi Allah’a emanet ediyorum,” diyerek geçti gitti.

Karçar’ın nişan atışları yaptığı sırada Dede Korkut karşıdan geldi. Güzelce selam verdi. Deli Karçar, kötü sesle selamını aldı:

“Ey bahtı kararmış, belası tutmuş adam, ne diye geldin bu tarafa? Eceline mi susadın sen deli Oğuz?”

Dede Korkut gam etmedi, karşılık verdi:

“Karşı yatan kara dağını aşmaya gelmişim

Akıntılı güzel suyunu geçmeye gelmişim

Geniş eteğine, dar koltuğuna sığınmaya gelmişim.

Allah’ın emri, Peygamberin sünnetince, Ay yüzlü, zeytin gözlü kız kardeşini, Bamsı Beyrek’e istemeye gelmişim,” dedi.

Deli Karçar, öfkeye tutuldu:

“Bre talihi dönmüş, belası başında duran adam, sen ne söylersin öyle?” dedi.

“Kara aygırı, kara kılıcı, demir uçlu yayımı getirin…” dedi. Getirdiler. Ata bindi. Dede Korkut, anında atına binip uzaklaştı; Deli Karçar, peşinden atını koşturdu.

Dede Korkut, bir zaman koşturdu toklu başlı boz aygırını. At köpüklendi. Bunun üzerine Keçi başlı doru ata binen Dede Korkut kaçtı, Deli Karçar kovaladı, ardından yetişti. Dede Korkut ism-i azam duasını okudu. Deli Kaçar, kara kılıcını kaldırıp Dede Korkut’a vuracağı anda, eli havada asılı kaldı. Çünkü Dede Korkut, keramet sahibiydi. Tanrı, duasını kabul etmişti. Şaşırdı Deli Karçar:

“Medet ey derviş medet,

Tanrı’nın birliğine yoktur şüphe.

Sen benim elimi iyileştir, hemen kız kardeşimi Bamsı Beyrek’e vereyim,” dedi.

Suçunu itiraf edip, Tanrı’ya tövbe etti, pişmanlık duydu, Dede Korkut dua etti. Deli Karçar’ın eli eskisinden sağlam oldu. Dede Korkut’a dönüp dedi:

“Dede, kız kardeşim için ne istersem verir misin?”

Dede:

“Söyle bakalım…” dedi.

Deli Karçar, söyledi:

“Hiç dişi bilmez bin deve, koç yüzü görmemiş bin koyun, kısrakla tanışmamış bin aygır, bin kuyruksuz, hem de kulaksız köpek, bin pire getirin, eğer getirirsen pekâlâ verdim gitti. Yok, dediğimi getirmezseniz, hemen öldürürüm, bilmiş olun.”

Dede Korkut, keçi başlı doru aygıra sıçrayıp bindi, Pay Püre Bey’in evine geldi. Hoş karşıladılar. Kızı alıp almadığını sordular. Dede, “Aldım,” deyince sevindiler.

Pay Püre sordu:

“Deli Karçar ne kadar mal ister?”

Dede Korkut:

“Çok mal ister, Bey, bulunamaz!” dedi.

Pay Püre:

“Ne kadar mal ister?” diye sordu.

Dede söyledi:

“Bin aygır ama hiç kısrakla tanışmamış, bin kadar koç görmemiş koyun, bin tane dişiyle bir araya gelmemiş erkek deve, bin pire ve bin kulaksız, kuyruksuz köpek… Bunca malı getirirseniz kız kardeşimi veririm, getiremezseniz topunuzu öldürürüm! Der.”

Pay Püre:

“Ben bunlardan üçünü alırım, ya sen ikisini bulabilir misin?” diye sordu.

“Evet, bulurum,” diye konuştu Dede Korkut.

Pay Püre Bey:

“O halde, pire ile köpek senin,” dedi.

Hem Pay Püre hem Dede Korkut, dediklerini buldular. Hiç eksik yapmadılar. Dede Korkut, malları alıp, Deli Karçar’a vardı. Deli Karçar, bin devenin, bin aygırın, bin köpeğin, bin koyunun getirildiğini gördü, sordu:

“İyi de bin pire hani?”

Dede Korkut cevapladı:

“Pireler, tıpkı at sineği gibi tehlikelidir. Hadi birlikte onları biriktirdiğim yere gidelim, dilediğini al, dilemediğini alma.”

Birlikte pireli yere vardılar. Dede Korkut, Deli Karçar’ı bir tavlaya sokmak istedi. Elbiselerini çıkardı. İçeriye attı. Deli Karçar, bas bas bağırdı:

“Beni buradan kurtar Dede, lazım değil, hiç mal vermeyin, lakin beni buradan çıkar.”

Böyle neden dedi? Çünkü pireler, bütün vücudunu ısırdı, yedi, kanını emdi. Bunaldı.

Dede Korkut acıdı. Onu tavladan çıkardı. Deli Karçar’ın yüzü, gözü pirelerle doluydu. Dede Korkut, gidip suya girmesini söyledi. Suya girdi Deli Karçar, pireler vücudundan düştü. Kurtuldu. Elbiselerini giyerek evine gitti, hemen düğün hazırlığı yaptı.

Oğuz zamanında bir âdet vardı ki, evlenen er, bir ok atardı, nereye düşerse, oraya gelin odası kurardı. Beyrek de okunu attı ve oraya gelin odasını kurdu.

Yavuklusundan bir kırmızı kaftan geldi hediyelik olarak. Beyrek onu giydi. Arkadaşları, bundan dolayı üzüldüler. Niçin üzüldüklerini soran Beyrek’e dediler:

“Han’ım nasıl üzülmeyelim, siz kızıl kaftan giyersiniz, biz ak kaftan.”

Beyrek güldü:

“Hiç buna üzülünür mü? Bakmışsınız bugün ben giyerim, yarın siz…” dedi.

Düğünü duyan kâfir ilinin casusları Bayburt Kalesi Beyi’ne varıp Pay Piçen Bey’in kızını, Beyrek’e verdiğini, oysa kendisine vermesi gerektiğini, bu gece gelin, güveyinin bir araya geleceğini bildirdiler. Muradına ermesin o hain ve kara düşman, tam yedi yüz kâfirle birlikte hücum etti.

Beyrek Bey ise gelin odasında, yiyip içiyor, eğleniyordu. Karanlıktan istifadeyle, gelin odasını bastılar. Beyrek’in vekilini öldürüp otuz dokuz yiğit ile Beyrek’i tutsak eylediler.

Sabah olmuştu. Anası babası, gelin odasına baktılar. Ah vah etiler. Saç baş yırtıp yoldular. Beyrek’in babası kaba sarığı kaldırıp, yere vurdu. Anası, ay oğul vay oğul, diye böğürdü. Kardeşleri ak elbiselerini çıkarıp, kara kara giydiler Beyrek’in yavuklusuna haber ulaştı, ak kaftanını çıkarıp kara elbiseler giydi. Yüzünü yırttı:

“Vay al duvağımın sahibi!

Vay alnımın, başımın sahibi!

Vay şah yiğidim, vay şahbaz yiğidim!

Doyuncaya kadar yüzüne bakmadığım beyim!

Nereye gittin, beni yalnız koyup canım yiğidim!

Gönülden sevdiğim,

Bir yastıkta baş koyduğum,

Yolunda öldüğüm, kurban olduğum,

Vay, Kazan Beyi’nin inançlısı,

Vay kudretli Oğuz’un imrenileni,

Han Beyrek!”

İnleye inleye dövündü, gözü kanlı yaş doldu.

Bütün Oğuz, çok yas tuttu. Artık ümit kalmadı. Aradan on altı koca sene geçti, yel oldu. Bir gün, Deli Karçar, Bayındır Han’ın otağına girdi.

“Devletli Han’ım,” dedi, “ömrü uzun olsun ama, artık. Beyrek’ten ümit kesilmiştir. Ölüsü, dirisi bir haber getiren olsa, hediyelere boğardım.”

Onun bu kederi, Hanlar Hanı Bayındır’a pek dokundu. Bu konuşmaları dinleyen Yalancı Yaltacuk, “Han’ım, ben hemen varayım, Beyrek Bey’in ölüsünü, dirisini bulup getireyim!” dedi.

Bu haine bir gömlek hediye etmişti daha önce Beyrek. İşte bu gömleği, kana buladı Yalancı Yaltacuk, döndü, Bayındır’ın çadırına girdi:

“Sultanım,” dedi, “ne yazık ki Beyrek Derbent Boğazı’nda kara kâfir hücumunda öldürülmüş. İşte kanlı gömleği…” deyince, herkes feryat etti, akılları başlarından gitti. Bayındır Han, gömleğin gerçekten Beyrek’e ait olup olmadığını ancak karısının anlayabileceğini söyledi. Kanlı gömleği gördü Banu Çiçek, tanıdı, ağladı, feryat etti, yüzünü tırnakladı:

“Vay göz açıp gördüğüm,

Gönül verip sevdiğim,

Vay al duvağımın sahibi!

Vay alnımın, başımın umudu,

Han Beyrek!” diye inim inim inleyip, gözünden kanlı yaş akıttı.

Banu Çiçek’in anası, babası haberli oldu. Oğuz yurduna geldiler, feryada katıldılar. Artık, tüm Oğuz diyarı, Beyrek Bey’den ümidi kesmişti.

Beyrek’in babası Pay Püre Han, bezirganlarını tam donanımlı olarak, oğlunun dirisini, ölüsünü bulmaları için görevlendirdi. Hemen yola çıkan atlı bezirganlar, Bayburt Hisarı’na geldiler. Kâfirlerin kutsal geceyi kutladıklarını gördüler. Kara kâfir yemiş, içmiş, sızmışlardı. Beyrek, bezirganların geldiğini fark etti. Onlarla konuştu. Ne konuştular bakalım:

Beyrek der:

“Düz, engin, havadar yerden gelen kervancı!

Bey babamın, kadın anamın hediyesi kervancı!

Ayağı uzun koç ata binen kervancı!

Ünümü anla, sözümü dinle kervancı!

Ulaş oğlu Salur Kazan’ı sorar olsam sağ mı, kervancı?

Kudretli Oğuz içinde Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar’ı sorar olsam sağ mı, kervancı?

Karagüne oğlu Kara Budak’ı sorar olsam sağ mı, kervancı?

Ak sakallı babamı,

Ak pürçekli anamı sorsam sağ mı, kervancı?

Göz açıp da gördüğüm,

Gönlümle sevdiğim,

Pay Piçen kızı Banu Çiçek evde mi, kervancı?

Yoksa kimseye vardı mı, kervancı?

Söyle bana,

Kara başım kurban olsun kervancı sana.” dedi.

Tüccarbaşı der:

“Sağ mısın, esen misin canım Bamsı?

On altı yılın hasreti Han’ım Bamsı!

Kudretli Oğuz içinde,

Kazan Beyi sorar olsan sağdır, Bamsı.

Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar’ı sorar olsan sağdır, Bamsı.

Karagüne oğlu Kara Budak’ı soran olsan sağdır, Bamsı.

O beyler, ak çıkardı, kara giydi senin için, Bamsı.

Ak sakallı babanı,

Ak pürçekli ananı sorar olsan sağdır, Bamsı.

Ak çıkardılar, kara giydiler senin için, Bamsı.

Yedi kız kardeşini, yedi yol ayırımında ağlar gördüm, Bamsı.

Güz elması gibi al yanaklarını yırtar gördüm, Bamsı.

Vardı gelmez kardeş diye feryat eder gördüm, Bamsı.

Göz açıp da gördüğün,

Gönül verip sevdiğin,

Pay Piçen Kızı Banu Çiçek!

Küçük düğünü yaptı, büyük düğününe süre koydu.

Yalancı oğlu Yaltacuk’a varır gördüm, Han Beyrek!

Bayburt Hisarı’ndan uçmaya bak,

Ap alaca gerdeğine gelmeye bak.

Gelmez olsan,

Pay Piçen kızı Banu Çiçek’i aldırdın, böyle bil,” dedi.

Beyrek, buna çok üzüldü, ağlaya sızlaya kırk yiğidin yanına vardı. Başındaki sarığını yerlere çarparak, “A can dostlar, a kara gün arkadaşlarım, haberiniz var mı, ne kötü işler oldu! Yalancı oğlu Yaltacuk, babama benim öldüğümü bildiren bir haber vermiş, babam, kardeşim, anam, hepsi gözü kanlı olmuş. Daha beteri olmuş, Banu Çiçek, o hain Yaltacuk’a yavuklu olmuş,” dedi.

Kırk yiğit bu haberden pek hüzünlendiler. Feryadı bastılar.

Meğer, Kâfir Bey’in bir bekâr kızı var imiş. Beyrek’e âşık olmuş, kalbi yanmış, mutlaka konuşmak için fırsat kollarmış ve bulmuş. Dedi:

“Bre koç yiğit, neden böyle hep boynu bükük, gözü kanlı yaşlısın?”

Beyrek, şöyle dedi:

“Ben ağlamayayım da ya kim ağlasın bre hatun kız? Tamı tamına on altı yıldır, babanın elinde tutsak bulunuyorum. Hasret kahretti içimi. Güzeller güzeli bir yavuklum vardı. Yalancı Yaltacuk, babama yalan söylemiş, beni öldü demiş. Utanmadan, yavukluma sahip çıkmış.”

Kız, “Ben seni buradan kurtarırsam, kalın sicimle kaleden aşağı indirirsem, buraya gelip beni yâr olarak alır mısın?” dedi.

Beyrek yeminlerle dedi:

“Hay hay. Yeter ki sen, beni bu tutsaklıktan kurtar, anama, babama esen içinde varayım, sonra dönüp seni kendime yâr edeyim.”

Kız, hemen kalın bir ip buldu. Beyrek’i surlardan aşağı sarkıttı. Beyrek, toprağa ayak bastı, yüce Allah’a şükretti. Öz yurduna, on altı senedir görmediği ana baba yurduna gitmek için taban tepti. Gitti gitti, bir at sürüsüne rastladı. Bu atlar, kâfirlere aitti. Bir de ne görsün. Kendisinin deniz tayı boz aygırı, o atların arasındaymış. Sevincinden, hoplamış, hemen varıp, kara yelesinden yakalamış, deniz tayı boz aygırı kendisini tanımış. Uzunca kişneyip sevincini belli etmiş. Beyrek, heyecana gelmiş, atına övgü düzmüş:

“Açık bir meydana benzer senin alıncığın.

İki gece ışık saçan taşa benzer senin gözcüğün.

İbrişime benzer senin yeleciğin.

İki çift kardeşe benzer senin kulacığın.

Eri istediğine yetiştirir senin sırtın.

At demem sana, kardeş derim, kardeşimden daha iyi.

Başıma iş geldi, arkadaş derim, arkadaşlarımdan daha iyi…” dedi.

At, sahibinin bu övgülerinden pek memnun kaldı, ayaklarını oynatıp tatlıca kişnedi. Beyrek, atın göğsünü kucaklayarak, iki gece ışıkveren taşa benzeyen gözlerini öptü. Atına binip doğruca hisarın önüne geldi. Otuz dokuz arkadaşını emanet etti. Şöyle dedi:

“Bre kara dinli kâfir!

Benim ağzıma burnuma sövüp duruyorsun, buna dayanamadım.

Kara domuz etinden yahni yedirdin, buna dayanamadım.

Tanrı bana yol verdi, gider oldum, bre kâfir!

Otuz dokuz yiğit arkadaşımı emanet bırakayım,

Birini eksik bulursam, yerine on öldüreyim,

Onunu eksik bulursam, yerine yüzünü öldüreyim, bre kâfir!

Otuz dokuz yiğit arkadaşım emanettir, bre kâfir!” dedi. Sonra, atını mahmuzlayıp döndü gitti. Kırk kâfir askeri, hemen atlarına sıçrayıp peşine düştüler, ama yakalayamayıp geri döndüler.

Bamsı Beyrek, atını koştura koştura ata yurdu Oğuz’a ayak bastı. Yolda bir ozan gördü, elinde kopuzu vardı.

“Be hey ozan kardeş, kopuzun elinde, yolun nereye gider?” diye sordu.

Ozan, ağlamaklı, dedi:

“Hay bre kara yiğit, bizim bir Beyrek beyimiz vardı. Tam on altı senedir görünmüyor. Banu Çiçek diye bir yavuklusu vardı. Yalancı Yaltacuk, hile yapıp yalan söyledi. Babasına, Beyrek öldü, dedi. Ondan sonra adaklısını kendine eş etmek için düğün yapıyor, istemeye istemeye işte o düğüne gidiyorum.”

Beyrek dedi:

“Kopuzu ver bana, şu kara yeleli atı al.”

Ozan, kopuzu Beyrek’e verdi.

Bamsı Beyrek Destanı üçüncü bölüm okumak için tıklayınız!

Dede Korkut Hikayeleri Satın Al

Daha Fazla İlgili Makaleyi Yükle
Daha Fazla Yükle Edebiyat Çocuk
Daha Fazla Yükle Dede Korkut Hikayeleri
Yoruma kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sedat Simavi Ödülleri Açıklandı

Sedat Simavi Ödülleri açıklandı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Kurucu Başkanı adına 4…