Çocuk Edebiyatı Bilgi Bankası Manzum Hikaye Nedir?

Manzum Hikaye Nedir?

0
56

Manzum hikaye nedir? Özellikleri nelerdir? Manzum hikayeler, düz yazıyla yazılan hikayelere benzer mi? Manzum hikayelerin Türk edebiyatındaki yeri… Manzum hikaye örnekleri… Detaylar Edebiyat Çocuk‘ta…

manzum-hikaye-nedir

Manzum hikaye nedir?

Şiir biçiminde kaleme alınan öykülere manzum hikâye adı verilir. Bu hikâyelerin düz yazıyla kaleme alınan öykülerden en önemli farkı şiir olarak yazılmalarıdır. Bu öykülerde öğreticilik söz konusu olabilir.

“Manzum hikaye, şiir şeklinde yazılan hikayedir.”

Hikâyelerde bulunan olay, mekan, zaman ve kişiler gibi tüm özellikler manzum hikâyelerde de vardır.

Manzum hikâye, Türk edebiyatında Mehmet Akif Ersoy ile Tevfik Fikret tarafından temsil edilir.  Yahya Kemal Beyatlı’nın manzum hikaye örnekleri vardır. Manzum hikâyenin özelliklerini şöylece sıralayabiliriz:

  • Bu hikayelerde edebilik öne çıkar.
  • Bir olayın şiirle anlatılmasından ibarettir.
  • Bu tür hikayelerde çevre tasvirleri oldukça önemli yer tutar.
  • Düz yazı ile yazılan hikayelerin yapısal özelliklerini taşır.
  • Didaktiktir.
  • Bu hikayelerde farklı alt başlıklar (bölümler) bulunabilir.
  • Genellikle sosyal olaylar işlenir.
  • Bentlerle yazılır.
  • Diyaloglar bulunur.

Manzum hikaye örneği

SEYFİ BABA

Geçen akşam eve geldim. Dediler:
— Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.
— Nesi varmış acaba?
— Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
— Keşki ben evde olaydım… Esef ettim, vah vah!
Bir fener yok mu, verin… Nerde sopam? Kız çabuk ol!
Gecikirsem kalırım beklemeyin… Zira yol
Hem uzun, hem de bataktır…
— Daha âlâ, kalınız
Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.
Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;
Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde.
Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak,
“Gel!” diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.
Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine.
Boğuyordum müteveffâyı bütün âferine.
Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,
Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!
Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,
Çifte sandal, yüzüyorduk; o yüzer, ben yüzerim!
(…)
Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, üryan,
Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan
Hânüman yoksulu binlerce sefîlân-ı beşer;
Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;

Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;
O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları;
Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:
Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!
Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil!
Serseri, derbeder, âvâre, harâmî, kaatil…
(…)
İşte karşımda bizim yâr-i kadîmin yurdu.
Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.
Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip
Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip
Açıversem… İyi amma kapı zaten aralık…
Galiba bir çıkan olmuş… Neme lâzım, artık,
Girerim ben diyerek kendimi attım içeri,
Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri.
Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak
Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak!
Sola döndüm, odanın eski şayak perdesini,
Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini:
— Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun…
Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın…
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.
(…)
— Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.

— Mehmed Ağa’nın evi akmış. Onu aktarmak için
Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.
Ne işin var kiremitlerde a sersem! desene!
İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.
Hadi aktarmıyayım… Kim getirir ekmeğimi?
Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?
Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası:
Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!
Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iş yapamaz;
Ona ancak yapacak: beş vakit abdestle namaz.
Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman
Gece gündüz koşuyor, iş diye, bilmem ne zaman
Eli ekmek tutacak? İşte saat belki de üç
Görüyorsun daha gelmez… Yalınızlık pek güç.
Ba’zı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;
Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma!
— Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!
Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.
İhtiyar terleyedursun gömülüp yorganına…
Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,
Başladım uyku taharrîsine, lâkin ne gezer!
Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.
Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,
Önce amma şu fakir âdemi memnun edeyim.
Bir de baktım ki: tek onluk bile yokmuş kesede;
Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!
O zaman koptu içimden şu tahassür ebedî:
Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!

Mehmet Âkif Ersoy- Safahat

 

Daha Fazla İlgili Makaleyi Yükle
Daha Fazla Yükle Edebiyat Çocuk
Daha Fazla Yükle Bilgi Bankası
Yoruma kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kibritçi Kız Andersen Masalları

Kibritçi Kız…  En güzel masallar… Sizler için Edebiyat Çocuk ekibi olarak Andersen M…